15 Temmuz 2017 Cumartesi

son kez

Merhabalar ve kendinize iyi bakın!

İlk cümleden belli edeyim de niyetimi yazıyı fazla uzatmayayım dedim. Elbette yazmaya devam edeceğim ancak başka yerlerde ve başka formlarda ama bu defter benim için kapandı. 

Artık kişisel değil de kendimi geliştirmeye yönelik, bir teması ve özel hayatım dışında konusu olan bir blog istediğime karar verdim. Zaten özel hayatım günlüklerde daha tatlı, daha samimi onu fark ettim geçen hafta odamı toparlarken elime aldığım günlüğümde. Günlük daha farklı ya. Sadece bana özel olduğu için daha samimi sanırım. Mesela bir ay boyunca çok güzel yazmışım en son, ondan sonra neredeyse bir sene hiç yazmamışım ve bir sene sonra yazdığım yazı o bir seneyi o kadar güzel anlatıyor ki. Yani burada yazmaya kalkışsam.. en basitinden okuyanların anlaması için ekleyeceğim cümleler yüzünden bile samimiyeti kayboluyor. Ama günlükte öyle mi? 10 yıl sonra bile o bir senelik aradan sonra yazdığım yazıyı okusam aynı öfkeyi, haya kırıklığını, çaresizliği hissederim. Hatta giriş cümlesinden bile!

Burayı da kapatayım, sessiz sedasız gideyim diye de düşündüm ama ne gerek var dedim sonra.  Ne gerek var dediysem de sonunda ''The End'' yazabileceğim derecede beni anlatan bir şey yazmalıyım diye düşündüm. Ama bunun neredeyse imkansız olduğunda karar kıldım. Sanki blogun bi olay örgüsü varmış gibi bir de son mu yazacaktım?

Onun dışında şu an yaşadığım her şeyi akışına bıraktığım için de bir son yazamam gibi hissediyorum. Hani bunları bunları yaşadım, bunlar beni bu yola soktu, ben de bunun için çalışıyorum artık gibisinden bütün o ''bunlar'' kelimesini dolduracak büyük gelişmelerim veya sonuçlarım yok.

Ama şöyle garip bir şey var; o kadar çok güzel ve yeni şey için hevesim var ki! Bundan daha da garibi hepsini diyemesem de şimdilik yüzde yetmişini falan gerçekleştiriyorum! Yüzde yetmiş size çok gelmese de benim için çok büyük bir gelişme. Çünkü her zaman hayalperest idim ancak adım atamazdım. İstediğim her şeyi yapabileceğime beni inandıran kişi iyi ki girmiş hayatıma. Yoksa bu yaz da her yaz olduğu gibi somut hiçbir şey elde etmediğim heves rüzgarlarım ile dolup taşacaktı.

Bütün bu heveslerimi eskiden var olan planlarım üzerinde kullanmadığım için de gerçekleştirebiliyorum sanırım. Hani bazen düzeltmeye çalışmak zaman kaybı, silip en baştan yazarsan daha iyisini yazıyorsun ya? Hıh! Tıpkı bu blog gibi bütün heveslerimi daha önce yapmadığım şeylere yönlendiriyorum. Bence bu yüzden...

Ya en çok da bunu özleyeceğim! Yazarken, kendiliğinden ortaya çıkan çözümler! Hiçbir şey ummadan yazmaya başlayıp, yazının sonunda aklımın ucundan bile geçmeyen bir probleme çözüm bulmuş olmak... Ya da o an düşünmediğim bir şeyi kafamda anlamlandırmak. Bak! Şu son 3-4 cümle bunu okuyana saçma geldi ama ben seneler sonra okurken yavru köpek görmüş gibi ''aaavvv'' diyeceğim.

Neyse.. Belki bu blog sona eriyor ama hayatımda özel olduğunu düşündüğüm biriyle bir defter daha açılıyor. Belki de bu sefer her şeyi kendime saklamak istediğim için de burası son buluyor bilmiyorum.

Ama sonuç olarak son buluyor. Ve bu bir son yazısı. Ayrıca bu yazıyı da kendime yazdım. Birilerinin umursayıp da, ''aa bir daha yazmayacak mı?'' diyeceğini sanmıyorum. Madem burayı günlük vari kullanıyordum, yıllar sonra bloga dönüp bakarsam hangi kafayla yazmayı bırakmışım hatırlarım belki. O açıdan kendime yazdım.

2012-2017
Rip laislabonitaa.blogspot.com

Bundan önce 2007 civarı başladığım ama 2012de kapattığım blogumu da anmış olayım buradan... Aslında onu tamamen sildiğime pişman olduğum için de burayı silmiyorum galiba. Gitmeden bi anlık duygularla taslağa çevirdiğim yazıları da  yeniden görünür yapayım madem hatıra kalsın diye silmiyorum tam olsun.

Ay resmen gitmek için montumu sırtıma, çantamı koluma geçirmişim de sürekli lafa tutulmuşum çıkamamışım gibi hissediyorum. O yüzden ağda gibi birden çekmem lazım. Birden yayınla tuşuna basmam ve çıkış yapmam lazım. Veeeee yapıyorum.

Kendinize iyi bakın!

15 Haziran 2017 Perşembe

evren bey

9 aralık 2015'i hatırlanması gereken bir gün diyerek hayatımda yepyeni bir dönemin başladığını belli etmişim ve ondan sonra sadece iki yazı yazmışım. Bu süreçte sildiğim yazılar oldu ama bu ikisi kalmış. Kalsın. Yazıları silince yaşanmışlıkları da ortadan kaybolmuyor ki. Zaten her şey hatırda.

Ya öyle sözler verip bi daha bir sene daha yazmadığım yazılarla dolmuş blog o yüzden artık daha sık yazıcam sözleri yok. Eminim bu cümleyi bile üçüncü kez kullanmışımdır ama.. Neyse

Bi boşluk var hayatımda. Kendimle ne yapacağımı çözmeye çalışıyorum boşluğu. Yavaş yavaş da çözmeye başladım, ki bu da klasik yöntemle oldu. Akışına bıraktım her şeyi. Ben kovalamadım, bana gelmesini bekledim cevapların. Evet ben de şaşkınım nasıl böyle bir şey yapabildim diye. Ben ki her şeye balıklama dalıp, o an o şeyi, kişiyi, yeri, duyguyu hayatımın merkezine koyardım ama bu sefer bekledim. Belki de sabırsızlığımdan kaynaklanıyor evren bey ama azcık hızlı gönderirseniz cevapları sevinirim çünkü her gün bir hece bazen bir harf yollayarak cevaplayamazsın sorularımı. Kesin sonuçlar, dönüşler istiyorum. Oldu canım başka derdin dediğini duyar gibiyim. Canın sağolsun. Bekliyorum ben daha fazla salaklık yapmamaya çalışarak.

Koskoca evreni de neden erkek yaptıysam. Evren bey de neyse...

Akışına bırakmaya alışmaya çalışıyorum şu an. Çünkü bir senelik bir alışkanlıktan yeni kurtuldum sayılır. En azından kafamda yeni kurtuldum. Her şey akarken güzel ancak bana ertesi günü iple çekmemi sağlayacak bir şey lazım. Deli gibi yoğunken her şey güzeldi ama yaz tatili gibi bir duruma girmişken ya kendimi yoğun tutacağım ya da o birini ya da bir şeyi bulacağım.

Çevremdeki herkes kendimi yoğun tutmam taraftarı hatta bunun için uğraşıyorlar bile. Güzel arkadaşlarım var. Cidden şanslıyım o konuda.

Neyse çok tekrar düşen bir yazı gibi oldu ama sonuç olarak diyip yine tekrara düşeceğim. Gidişattan mutluyum ancak kendimden yana mutlu değilim. O cevapların çabuk gelmesi gerekiyor.


11 Şubat 2017 Cumartesi

Nefes

O sensiz daha mutluyum, nefes aldığımı hissediyorum derken sizin günlerinizi onsuz nasıl nefes alacağınızı öğrenmek için harcadığınızı düşünün.

Benim durumum tam olarak bu.

Kendimi sık sık ''nefes al Aylin.'' Derken buluyorum. Her an, her saniye bir şey ile uğraşmam gerekiyor.

Sonra bir an geliyor. Bırak şu acıtasyonu diyorum kendime, sen de daha mutlusun kabul et artık.

Sonra bi bakıyorum meğer nefes almıyormuşum bunu düşünürken. Sonra hoop en başa döndük.

Üstelik bunları daha yeni yeni, hak etmeyen bir adam için düşündüğümü anladıkça daha kötü oluyorum.

Bu zamana kadar yapamadığın, yaşayamadığın şeylerin keşkeleri daha çok acıtır diyordum. Keşke yapsaymışım demek daha ağır gelir sanıyordum keşke yapmasaydımdan. Meğer erken konuşmuşum. Yaşanılan şeylerden pişmanlık duymak, keşke yapmasaydım demek daha çok acıtıyormuş. Ama sadece acıtma kısmında öne geçer sanırım... Bilmiyorum...